Romanında rol alan yazar! İşte Gökçen Orhan, işte Emanet Kalp

0 0
Read Time:5 Minute, 28 Second

C.KAFESOĞLU – FINANSGUNDEM.COM

Akıp gidiyor işte hayat; kalpler gümbür gümbür atarken,

Kan coşkulu akarken, debisi yüksek bir nehir gibi.

Ya durduğu an!

O atışın, o akışın kesildiği an;

O an, bir an, hiç gelmeyecek gibi olan,

Ah’ların, vah’ların, keşke’lerin bir kenara fırlatıldığı,

Hayatla ölüm arasındaki sırat’ta, belki de geri dönüşü hiç olmayacak yolda,

İnsanın kaderiyle baş başa kaldığı an…

Ölüm geliyor aklınıza değil mi?

Ya kurtuluş! Belki mi?

Ama yaşamak, hayata vedadan daha yakınsa…

Martin Scorsese’a, Nuri Bilge Ceylan’a inat…

Hep yönetmenler görünecek değil ya çektikleri filmlerinde; Martin Scorsese, Oliver Stone, Faruk Aksoy, Nuri Bilge Ceylan’a inat o da rol yazıyor romanında, kendine…

Jenerik gibi bir sözle:

“Sen yeter ki bizi bırakma, biz seni asla bırakmayız…”

İşte, insan hayatına kıymet veren 8 kelime,  işte içinizi ısıtacak, bir gün o masaya yatarsanız, o soğuk odada, neşterin keskinliği bedeninize değmeden önce, duyduğunuzda, sizi hayata bağlayacak bir cümle…

Dr. Metin Bey’in vaadi, öylesine nadir, anlamlı, öylesine kıymetli ki…

Dr. Metin kim mi?

Ünlü bir cerrahın duygularını, tutkularını, okur önünde oynayan roman kahramanı. Siyami Ersek koridorlarında, kalp ameliyatı yolunda, hastalarına moral, güç katan, sakinleştiren, titremeyi unutturan, güveni göğsünüze mıhlayan sözlerin sahibi.

Hadi bir sır vereyim, ‘Emanet Kalp’in sürpriz kalemi.   

Hayatın yeni renkleri

Tam tamına iki açma kapama sürdü. İki göz kırpması gibi, iki nefeste okudum.

Hayır, yedim, yuttum!!

Duygusal oldum, korktum, sevindim, öfkelendim…

Her sayfasında kendimi yeni bir kimlikte buldum. Dolu doluydum.

Bige, Bilge, Asuman, Bülent, Hacı Ömer, Kız Ömer, Özge, Seyfi, Metin…

Her satırda kopardılar beni…

İşte hayatımın, hayatınızın yeni renkleri…

Bu kalp sizi unutur mu!

İyi bir okur olmak için çabalarım, malum zaman kıymetli, hele de yaş kemale erince, kategori ayırmadan değil ama önemine göre ayırarak başlıyorum artık her kitaba. Seçici olmak zor zanaat!!

Bir dost maili üzerine soluğu aldığım kitapevinde, “Tükendi, isterseniz sipariş verelim” seslenişi bile, kalbi bir hisle, “Bu sefer de iyi bir limana demir atıyorum” düşüncesini yeniden uyandırıyor bende.

Görevli kız haklı; istetiyoruz, üçü beşi beklemeden, ertesi gün müjde mesaj olarak geliyor. Emanet artık elimde. Kalplerin randevusunda, benim ki tak, tuk ederken, tık demeye ramak kala, ‘harika bir neşter’le yeniden tıkır tıkır işlemeye başlayan bir kalp; elimdeki ise ‘Emanet Kalp’.

Bu bedende, bu canda, tüm kalpler emanet değil midir aslında…

Başlıyorum, bırakamıyorum romanı. Telefon çalmasa, hiç molasız, göz bile kırpmadan okuyacağım.

Düşlerle gerçek, el ele, sayfalara sızmış! Çok şık! Kendimi, genç kızların hayallerle örülmüş, genç bir adamın kan damlamış dünyasında, bin bir tattaki kadın ve erkeklerin rastlaştığı bir diyarda, bir bedenden diğerine yolculuk eden bir kalbin, yorgun bir ruh, bitkin bir vücuda, bir ‘emanet’ naklinin saniyelerle işlenmiş ‘canlı’ hikayesinde buluyorum. Kısa ama çok vurucu detaylarla.

Sınır tanımayan doktorların yaşam uçlu ‘neşter’lerinde, bir yandan organ bağışının kutsallığını, bir yandan ‘erkekler mi daha cesur, kadınlar mı?’ tartışmasını beynimde dolaştırırken, içindeki yeni hayatı kaybetmenin acısında, bir kadının nasıl intikam meleğine dönüştüğünü hayretler içinde izliyorum. Satırlar birbirini kovalarken, irkiliyorum: Can çıkmadan beyin ölür mü?

Hiç sormasan da, o soru gün gelir seni bulur ya, işte şimdi tam karşımda? Kalp atarken ölüm olur mu? Beyin ölürse, kalp ne yapar? Yaşar mı? Ne kadar yaşar? Uçsuz bucaksız bir evrende, sonsuz bilinmez ebedi aleme uçuşta, tam gitti denilirken, hayata dönüş nasıl bir kaderdir? Kim, kime iyi gelir, yaşam verir?

Sorular, sorular….  Yağmur gibi yağıyor, kafam allak bullak olmuş, bir veda, bir merhaba, yüreğimi dağlıyor.

Tıp dünyasının Edebiyat’a ‘emanet’i kalem

Hülyalar, hedefler, beklentiler, adımlar, tırmanışlar, düşüşler, acılar, romandaki her insanın özelinde, ardı ardına sarıyor benliğimi. Ünlü kalp cerrahı, tıp dünyasının gözbebeği hekimlerinden Prof. Dr. Gökçen Orhan’ın eseriyle baş başayım, kaç saat geçmiş, bakmıyorum.

Onun kurgusunda, çaresizlik te var, hiçlik de, talihini yazabilmek de var, ayakta kalabilmek de. Kendini büyük sanan küçük hesapçıların, küçük sanılan büyük duruşlar karşısında nasıl ezildiğinin, yok edildiğinin resmi de var… Başka bir özle serpilen bir kalp, yeni tende, yepyeni evinde, eski halleri kovalar mı? Huylu huyundan vazgeçmez derler ya, ‘emanet kalp’te bu yalan mı?

Cevapları kitaptan avuçluyorum.

Neşter Edebiyatı’na merhaba

İçeriği neşter olan (tıbbi) kitaplar vardır da, adı neşter olan edebiyat da giriyor artık dünyamıza.

Kalplerdeki ustalığını edebiyata da nakleden ünlü cerrah Prof. Dr. Gökçen Orhan’ın tabiriyle ‘neşter edebiyatı’nın ilk eseri, onun ifadesiyle, “tıp etrafında gelişen Türkçe yazılmış ilk roman” unvanına sahip,  “Emanet Kalp” odalarımızda, masalarımızda…

İki defa Kovid-19’a yakalanınca ameliyatlara ara verdiği zoraki zamanda değil de, hasta yükünü azaltan, ancak acili ön plana aldıran korona virüsün pandemi döneminde sunduğu boş vakitlerde yazıyor eserini Orhan. Hoca meşhur, kalem esaslı, meraklısı da bir hayli fazla olunca satıyor, haliyle sattıkça basıyor. Nice yıllara…

“Bir roman yazmak istiyorum…”

Biliriz ki yazarlık meşakkattir. Sabır ister, özen ister, cinlik ister, gizem ister, olay ister, sevda ister; sırlar sırları kovalasın, okuyucu sevinsin, zıplasın, kızsın, bağırsın, çığlık atsın; vay canına, yok artık, haketti, helal olsun, desin ister. Sancının güleni de sinirlisi de makbuldür. Yeter ki kitap sizi fethetsin. Mesajını verebilsin.

“Bir roman yazmak istiyorum…” arzusuyla oturuyor bilgisayarın başına Gökçen Orhan. Aklında, gönlünde, kalbinde ‘acı hatırası’yla. Hiç unutmadığı, asla unutmayacağı Eda’sıyla… Bir cerrah metodolijisiyle basıyor tuşlara. Durmaksızın, parça parça dökülüyor olaylar, sonra bütünleşiyor. Zaten Finansgundem.com’un medyada ayrıcalık yaratan, her biri bir sonrakini özleten röportajlar dizisi ‘Kazandıran Sohbetler’de, Volkan Karsan’a itiraf ederken,  “Çok ilginç bir şey oldu, Yazdıkça yazasım geldi, yazasım geldikçe yazdım” diyor.

Prof. Dr. Gökçen Orhan: Kovid aslında bir pıhtı hastalığı

Çarpıcı bir hikaye

Başlangıçtan basıma, roman tekniği konusunda uzman bir ekibin verdiği ödevleri tıbbiyeli mirası titizlikle yerine getiriyor Hoca. Mükafatını da görüyor. Tipler fırtınasında, her biri davetkar bölümler arasında, ilgi çekici bir zincir ve akıcı bir üslupla doğuyor “Emanet Kalp”. Çarpıcı bir hikaye ekseninde, bir kalp naklinin nasıl olduğunu, bir kalbin hangi şartlarda başka bir insana emanet edilebileceğini öğrenirken, korona virüsün yarattığı kalp dehşetine dikkat kesiliyor, organ bağışının büyük önemini kavrıyor, ihtiyacın acilliğine şahit oluyorsunuz.

Mafya adabıyla kesilen bir cezada, mini bir Grangévari tarza şapka çıkarıyorsunuz. 

Bütün kalpler burada toplanmış…

Birine gidip diğerine gelmeli bir kurguda, her bölüm bir sonrakini aratırken, her tarif, her hamle yeni bir heyecana, kuşkuya yelken açarken, o hızla sayfadan sayfaya koşturunca anlıyorum ki karşımdaki kalbin 50 tonu; dünyevi, uhrevi, iyisi, kötüsü, kinlisi, kanlısı, uyuyanı, uyanığı, ağlayanı, huzursuzu, huzur arayanı, sevişeni, aşık olanı, şükran duyanı, şefkatlisi, çakalı, tekmili birden burada.

Evet, bütün kalpler burada toplanmış. Bir lokma bir hırka misali, bir derviş kimliğinde, bir kimliksiz derbederliğinde, tüm yüceliğiyle..

O eller yazarsa…

Elbette, mukadderat, alın yazısı, vade…

Ama ya hayat?

Hele bir dur, nereye, “Daha görülecek çok şey var diyen” eller.

Kadere değil, insana müdahale eden eller…

Yazmaya başladığında;

İşte manzara, işte soluksuz bırakacak bir eser, karşınızda.

“Emanet Kalp” o kadar çok şeye atıyor ki, sizi sizden alacak.

‘Edebiyatın Neşteri’, hoş geldiniz…

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %