İstanbul hava kirliliği raporu: İki ilçe alarm veriyor!

0 0
Read Time:7 Minute, 9 Second

Hava kirliliği, uzmanlar tarafından gezegenimizin en önemli sorunlarından biri olarak gösteriliyor. Buna bağlı artan sağlık sorunları ve ölümler ise her geçen gün daha da artış gösteriyor. Gelecekte bizleri nelerin beklediğini, soluduğumuz kalitesiz hava sebebiyle karşılaşabileceğimiz sağlık sorunlarını ve almamız gereken önlemleri Dr. Nilüfer Aykaç açıkladı.

Milliyet’ten Senim Tanay Karakuş ve Gonca Kocabaş’ın hazırladığı habere göre; Hava kirliliğinin, ölçüm istasyonlarında topoğrafik ve meteorolojik faktörleri de hesaba katılıp standardize edilerek belirlendiğini dile getiren Dr. Aykaç şöyle devam etti: “Türkiye’de hava kirliliği, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından, genel olarak partikül madde (PM10), kükürtdioksit (SO2), karbon monoksit (CO), azotdioksit (NO2) ve ozon (O3) kirleticileri ile izlenmektedir. Dioksin ve furan gibi sağlığı tehdit eden birçok hava kirleticisi ise maalesef rutin olarak ölçülmemekte ve raporlanmamaktadır. Türkiye’de 2020 yılı yıllık PM10 değeri ilişkin 335 tane ölçüm istasyonu olmasına karşın PM10 için yurt çapında 174 istasyon verisi yayınlanmıştır. Türkiye’de halen ne yazık ki PM2,5 için kabul edilmiş ulusal bir sınır değer bulunmamaktadır ve her istasyonda düzenli olarak ölçülmemektedir.”

‘KENTLERDE HAVA KİRLİLİĞİNE YOL AÇAN 30’DAN FAZLA KİRLETİCİ VAR’

Dünyada ve Türkiye’de uygulanan üretim ilişkileri ve yerküre kaynaklarının sorumsuzca tüketilmesinin ekosistem üzerinde geri dönülmesi çok zor bedellere sebep olduğunu vurgulayan Aykaç, iç ve dış ortam hava kirliliğini birbirinden ayrı olarak ele almak gerektiğini ve iç ortam hava kirliliğinin daha çok yoksullukla ilişkili olduğunu ve özellikle kadınlar ile çocukları etkilediğini dile getirdi.

Sözlerine devam eden Aytaç, “Kentlerde hava kirliliğine yol açan 30’dan fazla temel kirletici vardır. Partikül madde, kükürtdioksit, nitrojendioksit, karbonmonoksit ve ozon hava kirliliğine yol açan en temel beş kirleticidir. Dünya nüfusunun yüzde 99’u ne yazık ki Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) izin verdiği yeni hava kalitesi değerlerinin karşılanmadığı yerlerde yaşamaktadır. Hava kirliliği, iklim krizinin yanı sıra küresel düzeyde ölüm ve hastalıklara yol açan önemli ve önlenebilir bir toplum sağlığı sorunudur” dedi.

‘İSTANBUL ESENYURT VE MECİDİYEKÖY HAVA KİRLİLİĞİNİN EN YÜKSEK OLDUĞU YERLER’

Türkiye’deki şehirlerin ve ilçelerin hava kirliliği düzeyine de değinen Aykaç, “Türkiye’de DSÖ yeni değerlerine göre değerlendirdiğimizde yeterli ölçüm yapılan tüm illerimizde hava kirliliği ciddi bir sorun olarak önümüzde durmaktadır. İstanbul’da Esenyurt Mecidiyeköy de hava kirliliğinin daha yüksek olduğu, Şile gibi daha yeşil alanlarda hava kirliliğinin daha az olduğu söylenebilir” ifadelerini kullandı.

Hava kirliliğinin insan sağlığına olan etkisi üzerine de yorumlarda bulan Doktor Nilüfer Aykaç, hava kirliliğinin en başta solunum, kalp damar hastalıkları ve sinir sistem hastalıklarına sebep olduğunu ve bu hastalıkların her yıl 8 milyon kişinin erken ölümüne yol yol açtığını vurguladı.

‘HAVA KİRLİLİĞİ AZALTILIRSA ORTALAMA YAŞAM SÜRESİ 2,2 YIL UZAYABİLİR’

Çocuklarda ise akciğer gelişmesi ve fonksiyonlarında bozulma, solunum yolu enfeksiyonları ve astım şeklinde kendini gösterdiğini dile getirdi. Hava kirliliğinin küresel olarak azaltmasıyla, insanlarda ortalama yaşam süresini 2,2 yıl uzayabileceğinin de altını çizen Aykaç, “Bilimsel araştırmalar, özellikle kalp ve solunum sistemi hastalıklarından kaynaklı ölümlerin hava kirliliğiyle doğrudan bağlantılı olduğu ve hava kirliliğinin azaltılması halinde ölümlerin de önlenebileceğini göstermiştir. Özellikle PM10 ve PM2.5 miktarlarının azaltılması ile akciğer sağlığının korunduğu, var olan solunum sistemi hastalıkların kötüleşmesinin önlendiği ve yaşam beklentisini arttığı bilinmektedir” dedi.

Kitlesel bir değişim dışında, bizler birey olarak nasıl önlemler almalıyız?

Yaşanan tüm ekolojik sorunların çözüm noktası “sürdürülebilir kalkınma” bakış açısının yerini “sürdürülebilir bir gelecek ve yaşam”dır. Kalkınmayı sadece ekonomik büyüme olarak değil, insanların ve doğanın ahenkli bir şekilde birbirlerini besleyerek, insanı doğanın sahibi değil bir parçası olarak kabul ederek, biyoçeşitliliği, çeşitlilik içinde birliği ve aynı zamanda yaşam niteliğini yükseltmeyi hedeflememiz gerekiyor.

Bu nedenle doğayla dost, fazla enerjinin tüketimine duyarlı bireyler olmalıyız.

‘SINIR DEĞERLERE UYULDUĞU TAKDİRDE MİLYONLARCA ÖLÜM ENGELLENEBİLİR’

Geçmiş yıllara baktığımızda dünya genelinde nasıl bir değişimden söz edebiliriz?

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), hava kalitesi sınır değerlerini 2005’de tanımlamış ve aradan 16 yıl geçtikten sonra hava kirliliğinin sağlık etkileri konusunda yapılan çok sayıda araştırmaya dayanarak bu değerleri güncellemiştir. DSÖ, önerilen sınır değerlere uyulduğu takdirde her yıl küresel olarak milyonlarca ölümün ve PM2.5 olarak bilinen ince partiküllere bağlı ölümlerin yaklaşık % 80’inin önlenebileceğini belirtti.

Güncellenen hava kalitesi rehberinde temel kirleticiler arasında bulunan PM10 için yıllık limit değer 20 mikrogramdan 15’e; PM2.5 için ise 10 µg/m3 den 5 µg/m3’e çekildi. Eski ve yeni DSÖ hava kalitesi sınır değerleri ile Türkiye ulusal değerleri tablo 1’de görülmektedir.

DSÖ yeni kılavuzunda, gözlemlenebilir en düşük maruz kalma seviyelerinde bile insan sağlığına zararlar olduğunu gösteren kanıtlar nedeniyle, güvenli bir hava kirliliği seviyesi olmadığı konusunda uyarıda bulunmuştur.

Hava kirliliği, sağlık için en büyük çevresel risklerden biridir. Ülkeler hava kirliliği seviyelerini azaltarak inme, kalp hastalığı, akciğer kanseri ve astım dahil hem kronik hem de akut solunum yolu hastalıklarından kaynaklanan hastalık yükünü azaltabilirler.

‘İKLİM KRİZİ, DOĞRUDAN VE DOLAYLI YOLLARLA HASTALIKLARA VE ÖLÜMLERE YOL AÇIYOR’

Dünyamız uzun zamandır iklim değişikliği kriziyle de büyük bir sorun yaşıyor. Kötü hava kalitesinin iklim değişikliği üzerindeki etkisi nedir?

Dünya Sağlık Örgütüne göre, 21. yüzyılda iklim değişikliği küresel sağlık için en büyük tehdittir. Uygarlık tarihi boyunca iklim değişikliğine yol açan atmosferdeki CO2 2000 yıl süreyle 270 – 285 ppm (milyonda bir partikül) arasındayken, sanayi devrimi sonrası hızla artış göstermiş, 1985 yılında 350 ppm iken, 2012 yılında 400ppm’i geçmiştir, 2021 Temmuz ayında bu değer 417.62 ppm 417.70 ppmdir. Temmuz 2020 yılındaki bu değer 415.73 ppm olduğuna bakarak bir yıllık değişimin 1.89 ppm (0.45%) bize sorunun boyutu ve müdahale edilemese ne kadar ciddi olduğunu göstermektedir.

Küresel iklim krizine neden olan en başta CO2 gibi sera gazlarının atmosferdeki oranlarının bu süreçte de yükselmeye devam etmesi, iklim krizi ile mücadelenin çok daha uzun vadeli ve geniş kapsamlı tedbirlerle sürdürülmesi gerektiği somut olarak önümüzde durmaktadır. İklim krizi doğrudan ve dolaylı yollarla sağlığımızı etkilemekte, hastalıklara ve ölüme yol açmaktadır. Dünya sera gazları etkisiyle küresel ısınmaya yol açmaktadır. Paris Anlaşması, 2016 yılından beri yürürlüktedir. Tarihin en büyük katılımıyla imzalanan Paris İklim Anlaşması’nda belirlenen hedef, 2100 yılına kadar küresel sıcaklık artışının “2°C’nin olabildiğince altında” tutulması, mümkünse bu artışın 1,5°C’nin altında kalması olarak planlanmıştır. İklim krizi ile birlikte tüm canlılar, habitat ve ekolojik sistem değişmektedir. Sera gazı emisyonlarının en önemli kaynağı insan kaynaklıdır. Bu antroposen başlıca kaynaklar fosil yakıt kullanımı, ormanların kıyımı, sentetik gübre kullanımı, endüstriyel prosesler ve hayvancılıktır. Dünya antropolojik nedenlerle giderek ısınmaktadır. Şekil 1 de dünyanın yıllara göre (1880-2020) dünyadaki ısı değişiminin grafiği görülmektedir.

Kaynak: NASA’ya bağlı Goddard Uzay Araştırmaları Enstitüsü (GISS)

‘KOVİD – 19 ÖLÜMLERİNİN HAVA KİRLİLİĞİ İLE DOĞRUDAN İLİŞKİSİ BULUNUYOR’

Hava kirliliğin koronavirüsü tetiklediğini söyleyebilir miyiz? Bu anlamda aralarında bir ilişki var mı?

İnsanın dünyaya olan olumsuz etkisinin en üst düzeylere çıktığı Sanayi Devrimi’nden bugüne olan süreç antroposen çağı olarak tanımlanmaktadır, insan nüfusu artışı ve tüketim ilişkilerinin değişmesi ile paraleldir. Antroposen çağıyla birlikte artan nüfusun, biyoçeşitlilik kaybının, endüstriyel hayvancılık ve tarım amaçlı ormansızlaşmanın ve yabanıl hayatın insan tarafından istilasının üçüncü bin yılda zoonotik kaynaklı enfeksiyonları arttırdığı görülmektedir. İçinde yaşadığımız bu çağ, ekolojik sistemi yıkıma sürükleyen ve geleceğimizi büyük yok oluşa taşıyan bir çağdır.

Bir yılı aşkın bir süredir Kovid-19 pandemisinin yıkıcı etkisinin sürdüğü ülkemizde salgına bağlı gelişen ölümlerin hava kirliliği ile doğrudan ilişkili olduğu da bilimsel olarak ispatlanmış bir gerçektir. Kovid-19’un daha fazla görüldüğü yerlerde yüksek PM2.5, NO2 ve CO2 olan bölgeler olması bir rastlantı değildir. Solunan havada asılı kalan partiküler madde dışında kükürt dioksit, azot dioksit, karbon monoksit ve ozon gibi kirleticilerin de SARS-CoV-2 virüsüne karşı olan duyarlılığı ve hastalığın şiddetini arttırdığı gösterilmiştir. Bu kapsamda Türkiye’den yapılmış bir araştırmada havada asılı kalan küçük partiküllerde SARS-CoV-2 virüsünün gösterilmiş olması dikkat çekicidir. Dünyada da bu konuda çok fazla çalışma yapılmıştır. Yüksek düzeyde hava kirliliği, vücudun havadaki virüslere karşı doğal savunmasını etkileyerek insanların viral hastalıklara yakalanma olasılığını artırır ve bu ilişkiyi SARS-CoV-2 de söylenebilir. Hava kirliliğine maruz kalma, insanların ciddi şekilde hastalanma, yoğun bakım, mekanik ventilasyon ve Kovid-19 nedeniyle ölme olasılığını artıran birçok kronik hastalık için önemli bir risk faktörüdür. Hava kirliliğine maruz kalma, solunum yolu enfeksiyonu olan bireylerin semptomlarını kötüleştirebilir ve hastaneye yatma ve ölüm riskini artırabilir.

‘ORMAN YANGINLARINDAN KAYNAKLANAN DUMAN, PEK ÇOK HASTALIĞA SEBEP OLUYOR’

Orman yangınlarının karbondioksit emisyonunda büyük bir artışa yol açtığı raporlandı. Bu sağlığımız üzerinde kısa ve uzun vadede nasıl problemler yaratabilir? Bizi hasta eder mi? Orman yangınından kaynaklanan duman, içinde bulunan ve kimi zaman gözle görülemeyen ve kanserojen olan parçacık maddeler nedeniyle sağlık tehdidi oluşturan bir karışımdır. Kısa süreli maruziyetinin, göz ve üst ve alt solunum yolu etkilenmesiyle başlayıp akciğer fonksiyonunda azalma, akciğer enfeksiyonları , bronşit, astım ve diğer akciğer hastalıklarının alevlenmesi gibi daha ciddi sağlık sorunlarına yol açtığı bilinmektedir. Ayrıca çeşitli kalp damar hastalıklarını ağırlaştırdığını, hatta erken ölümlere neden olduğunu gösteren fazlasıyla kanıt mevcuttur. Uzun vadede kümülatif maruziyetlerin olası sağlık etkilerine dair elde bulunan veriler, sınırlı olmakla beraber sağlığımız açısından oldukça sıkıntılı olduğu söylenebilir.

Haftada dört gün evden çalışmak hava kirliliğini büyük ölçüde azaltıyor

 

Hava kirliliğinin Kovid-19’a etkisi

 

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %